Kolip, Japonya’da meydana gelen depremlerdeki can kayıplarına ilişkin örnekler vererek, depreme karşı bilim, teknoloji, mühendislik ve doğru şehirleşmenin önemine dikkat çekti.
Japonya’da yılda yaklaşık 1.500 deprem meydana geldiğini belirten Kolip, 28 Temmuz 2026’da meydana gelen 7,1 büyüklüğündeki Kumamoto Depremi’nde 34 kişinin hayatını kaybettiğini, 1 Ocak 2024’te yaşanan 7,5 büyüklüğündeki Noto Depremi’nde ise 241 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı.
Kolip ayrıca 2022 Fukuşima Depremi’nde 2, 2018 Osaka Depremi’nde 4 kişinin hayatını kaybettiğini, 2016 Kumamoto Depremleri’nde ise can kaybının 277 olduğunu aktardı. Aynı yıl meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki Fukuşima Depremi’nde yaklaşık 4,5 metrelik tsunami oluşmasına rağmen can kaybı yaşanmadığını belirtti.
Kolip, bu örneklerin depremin kendisinden ziyade yapıların dayanıklılığı ve şehirleşme anlayışının önemini ortaya koyduğunu ifade ederek, “Deprem öldürmez; dayanıksız yapılar, ihmaller ve yanlış şehirleşme öldürür” dedi.
“Sakarya’da durum ne yazık ki içler acısı”
Türkiye’de yaşanan büyük depremlerde hayatını kaybeden on binlerce kişinin bulunduğunu belirten Kolip, bilime, akla, teknolojiye, doğru şehir planlamasına ve liyakate gereken değerin verilmediğini savundu.
Sakarya’daki deprem riskine de dikkat çeken Kolip, 17 Ağustos 1999 Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Peki biz ne yaptık? Yarının depremine hazır mıyız? Ne yazık ki HAYIR!” ifadelerini kullandı.
Kolip, bazı değerlendirmelere göre Sakarya’nın bugün 1999 öncesine kıyasla daha büyük dirençsiz yapılaşma ve nüfus yüküyle karşı karşıya olduğunu öne sürdü.
Şehir yöneticilerinin her 17 Ağustos’ta “Unutmadık, unutmayacağız”, “Depreme dirençli şehirler oluşturmalıyız” ve “Kentsel dönüşüm yapmalıyız” şeklindeki açıklamalar yaptığını belirten Kolip, bu söylemlerin yeterince uygulamaya geçirilmediğini savundu.
“Ertesi gün her şey unutuluyor”
Kolip, “Söylemler değişmiyor, fakat eylemler bir türlü yeterli seviyeye ulaşmıyor” diyerek eleştirilerini sürdürdü.
Bir çalıştayda “Bu şehirde bir deprem olduğunda nüfusun yarısını kaybederiz” şeklinde bir değerlendirme yapıldığını belirten Kolip, bunun karşı karşıya olunan tehlikenin boyutunu ortaya koyduğunu ifade etti.
Belediye başkanlarının en önemli görevinin insanların güven içerisinde, sağlıklı ve yaşanabilir çevrelerde hayatlarını sürdürmelerini sağlamak olduğunu belirten Kolip; bilimsel planlar, şeffaf denetim, liyakat, kararlı uygulamalar ve sonuç alınması gerektiğini vurguladı.
Kolip, “Sakarya’ya verdiğiniz sözleri yerine getirmediniz. Depreme karşı şehrimizi yeterince hazırlamadınız. Görevinizi ihmal ettiniz” ifadelerini kullandı.
“Sakarya’nın kaderi ölüm değildir”
Deprem sonrasında yapılacak açıklamaların enkaz altında hayatını kaybedenlere fayda sağlamayacağını belirten Kolip, “Kaderleri böyleymiş” denilmesinin bugünkü ihmallerin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını söyledi.
Kolip açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Biz kaderimizi beklemek istemiyoruz. Biz enkaz altında yakınlarımızı aramak istemiyoruz. Biz çocuklarımızı toprağa vermek istemiyoruz. Biz bir sonraki 17 Ağustos’un ardından yine aynı acıları yaşamak istemiyoruz.
Çünkü deprem gerçeğini biliyoruz. Bilimin ne söylediğini biliyoruz. Teknolojinin neleri mümkün kıldığını biliyoruz. Dünyanın başka ülkelerinde depremlerle nasıl mücadele edildiğini görüyoruz.
O hâlde soruyoruz: Neden biz yapamıyoruz? Neden 27 yıldır hâlâ aynı sözleri dinliyoruz?
Artık yeter!
Sakarya’nın kaderi ölüm değildir.
Moloz yığınları bizim mezarımız olmak zorunda değildir.
Çözüm elbette var. Eksik olan, bunları kararlılıkla hayata geçirecek liyakat, irade ve sorumluluktur.
Çaresiz değilsiniz!”