İstanbul’da doğup büyüyen 42 yaşındaki Güneşer, 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yıllarında bir arkadaşı aracılığıyla bestekâr ve neyzen Mustafa Hakan Alvan ile tanışan Güneşer, aldığı eğitimle ney üflemeyi öğrendi ve Türkiye’nin birçok yerindeki konserlerde sahne aldı.
Sonraki süreçte dönemin Yıldız Teknik Üniversitesi Dekanı Prof. Ruhi Ayangil’i ziyaret ederek müzik ile fizik arasındaki bağı araştırma yöntemleri konusunda bilgiler edindi.
Müzik aletlerini yakından tanımak isteyen Güneşer, enstrüman yapımcısı Özgür Çekiç’in atölyesine gitti. Atölyedeki ortamdan etkilenen Güneşer, bu alana yönelerek Çekiç’ten işin inceliklerini öğrendi.
Ustasıyla yaklaşık 300 ud ve 70’i aşkın tambur imal eden Güneşer, daha sonra tanıştığı ustası Fehmi Kılınçer’den aldığı eğitimle kendini geliştirdi ve fizikçi kimliğiyle akustik araştırmalar yaptı.
Kılınçer’den klasik kemençe yapımını öğrenerek bu alanda ilerlemeye karar veren Güneşer, Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat ve Tasarım Ana Bilim Dalı’nda tezli yüksek lisansını tamamladı. Eyüp ve Küçükçekmece belediyelerinde yaklaşık 10 yıl kültür ve sanat birimlerinde görev yaptı.
Daha sakin bir yaşam sürmek isteyen Güneşer, 4 yıl önce ailesiyle birlikte Sakarya’nın Sapanca ilçesine yerleşti.
Ney üfleyerek başladığı müzik yolculuğunu bugün atölyesinde üretim ve onarım yaparak sürdüren Güneşer, bugüne kadar yaklaşık 90 klasik kemençe imal etti.
“Ağaç kokusu beni cezbetti”
Orçun Güneşer, müzik ile fizik arasında ilişkiyi merak ederek yola çıktığını söyledi.
Çalgı yapımı bilmeyen birinin akustik olarak çalgıları araştırmasının ve anlamasının zor olacağını düşünerek Özgür Çekiç’in atölyesine gittiğini anlatan Güneşer, şöyle konuştu:
“Mesleği biraz tanımak niyetiyle gittim fakat atölyeye girince oradaki ilişkiler, yapılan işin güzelliği, ağacın kokusu beni cezbetti. Hiç hesapta yokken sadece mesleği biraz tanıyayım diye gittiğim atölyeden bu işi öğrenen ve uygulamaya çalışan biri olarak çıktım. Tabii ki akustik hesaplarını yapmak, meselenin ilgi çekici kısmıydı. Bu ikisini birleştirmek şu an benim mesleki yolum, yolculuğum, maceram.”
Güneşer, Türkiye’de ve dünyada çalgı yapımcılığının hem materyallerin zenginleşmesiyle hem de teknolojik imkanların kullanımıyla geliştiğini, iyi çalgı yapımcılarının dünya standartlarında üretim yaptığını belirtti.
Enstrüman yapımcılığının çok yönlü bir meslek olduğunu vurgulayan Güneşer, “Müzik aleti yapımcısı hem ağaçtan hem makineden hem de kendi aparatlarını tasarlayıp üretmekten anlayacak. Tasarımcı tarafı olacak. Birçok beceriyi aslında bir arada yapması gerekiyor.” dedi.
Çalgı yapımını terziliğe benzettiğini söyleyen Güneşer, kişiye özel üretim yaptıklarını ifade ederek şunları söyledi:
“Ağaçları çok iyi tanımak, onları hissetmek gerekiyor. Burada hissetmenin altını çiziyorum çünkü bu hissetme ustalık bilgisi, diğer taraftan akustikçi olarak hissetmemek ve sadece ölçmek gerektiği de bir yandan ağır basıyor. Dolayısıyla ben bu iki karakteri aynı anda yaşamaya, arasında irtibat kurmaya çalışıyorum. O yüzden özelliklerini hissettiğim ağacın aynı zamanda fiziksel özelliklerini de ölçmeye ve onlar arasındaki bu münasebeti müşahede etmeye çalışıyorum.”
İşini severek sürdürdüğünü belirten Güneşer, şu ifadeleri kullandı:
“Çalgı yapımında kullandığımız malzeme ağaç olduğu için ve ağaç da hiçbir zaman birbirinin aynısı olmadığı için çalgı yaparken her seferinde yeniden çıraklığa başlıyormuş gibi ve ilk çalgımı yapıyormuş gibi hissediyorum. O yüzden hedefim her zaman önümdeki çalgıya odaklanmak, arzu ettiğim ve aynı zamanda onu kullanacak kişinin hayal ettiği müzikal meşrebe en uygun şekilde yapılmasını sağlamak. Bunun için yeni yöntemler, yeni aletler ve yeni teknikler kullanarak tasarlama gibi meraklarım var. Hedefim aslında nasıl daha iyi çalgı yapabilirimin peşinde koşmak.”




























