Sakarya günlerdir minibüsçü esnafının eylemini ve sonrasında yapılan açıklamaları konuşuyor. Ancak tartışmanın merkezinde ne mazot fiyatları kaldı ne de esnafın ekonomik sorunları. Çünkü bir noktada konu dönüp dolaşıp engellilere, yaşlılara, emeklilere ve öğrencilere geldi.
Sakarya Minibüsçüler Odası Başkanı Ali Bektaş, yaptığı açıklamalar sonrasında gelen tepkiler üzerine sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi. Peki gerçekten sorun yanlış anlaşılmak mıydı?
Toplumun hafızası güçlüdür. İnsanlar neyin söylendiğini, hangi ruh haliyle söylendiğini gayet iyi hatırlar. Sonradan yapılan düzeltmeler, ilk açıklamaların oluşturduğu kırgınlığı her zaman ortadan kaldırmaz.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Engelliler, yaşlılar ve öğrenciler hiçbir zaman bir sektörün zarar hanesine yazılacak kalemler değildir.
Bu ülkenin yaşlıları yıllarca çalıştı, vergi verdi, çocuk büyüttü, memleket inşa etti. Bugün ücretsiz ya da indirimli ulaşım kullanıyorsa bu bir lütuf değil, yılların emeğinin karşılığıdır.
Engelli vatandaşlar zaten hayatın her alanında mücadele veriyor. Kaldırımlarda, kamu binalarında, iş hayatında ve sosyal yaşamda sayısız engelle karşılaşıyorlar. Bir de ulaşım hakkı üzerinden tartışmaya açılmaları kabul edilemez.
Öğrenciler mi?
Bu şehrin geleceği olan gençler. Sabahın köründe okula gitmek için yollara düşen çocuklar. Bir toplum geleceğine yatırım yapmıyorsa neye yatırım yapıyordur?
Elbette minibüs esnafının sorunları vardır. Elbette belediyelerin ulaşım politikaları eleştirilebilir. Elbette sistemin adaletsiz yanları tartışılabilir. Ancak bir hak mücadelesi verirken toplumun en kırılgan kesimlerini örnek göstermek en kolay ama en yanlış yoldur.
Daha da ilginç olanı, tepkiler yükselince bir anda herkesin yanlış anladığının söylenmesidir.
Madem amaç engelliler değildi...
Madem amaç yaşlılar değildi...
Madem amaç öğrenciler değildi...
O halde günlerdir Sakarya neden bunu konuşuyor?
Sorun şu ki bazen insanlar söylediklerinden değil, söylediklerinin toplumda oluşturduğu etkiden sorumludur.
Bir başka dikkat çekici nokta ise açıklamanın devamındaki siyasi göndermelerdir. "Beni arayıp haklısın diyen siyasetçiler", "arkandayız deyip başka türlü davrananlar" gibi ifadeler elbette siyasetin iki yüzlü tarafına işaret ediyor olabilir. Ancak burada asıl mesele siyasetçilerin tutumu değil, kamuoyunun vicdanında oluşan rahatsızlıktır.
Çünkü Sakarya halkı çok net bir çizgi çekmiştir:
Yaşlısını, engellisini, emeklisini ve öğrencisini tartışma konusu yaptırmaz.
Ulaşım sistemi zarar ediyor olabilir.
Esnaf zor durumda olabilir.
Belediyenin politikaları eleştirilebilir.
Ama hiç kimse dönüp de bu insanların sahip olduğu sosyal hakları hedef tahtasına koyamaz.
Bu şehirde engelliler yük değildir.
Yaşlılar yük değildir.
Emekliler yük değildir.
Öğrenciler yük değildir.
Yük olan şey, yıllardır çözülemeyen plansız ulaşım politikalarıdır.
Yük olan şey, günü kurtarmaya çalışan yöneticilerdir.
Yük olan şey, faturayı her defasında toplumun en savunmasız kesimlerine çıkarmaya çalışan anlayıştır.
Sakarya'nın vicdanı nettir:
Başımızın tacı olan insanlara maliyet hesabı üzerinden bakılamaz.
Kimse kusura bakmasın; engellinin, yaşlının, emeklinin ve öğrencinin hakkını savunmak popülizm değil, insanlıktır!
Saygılarımla...