Geçtiğimiz günlerde Sakarya Milletvekili Lütfü Bayraktar, Karasu’da düzenlenen AK Parti ilçe kongresinde yaptığı konuşmada oldukça iddialı ifadelere yer verdi: “Cennete giden yol AK Parti’den geçiyor, AK Parti olmasaydı ekmek bulamazdınız, vatanımız olmazdı.” Bu sözler, Türkiye’de siyasi söylemin geldiği noktayı gösteren çarpıcı bir örnek. Peki, bu açıklamalar ne anlama geliyor? Ve daha önemlisi, ne tür tehlikeler barındırıyor?
Dini Değerler Siyasetin Malzemesi mi?
Öncelikle, Bayraktar’ın sözlerine bakınca en dikkat çeken ifade, cennete giden yolun bir siyasi partiden geçtiğini söylemesi. Dini değerlerin siyasette nasıl kullanıldığını yıllardır tartışıyoruz, ancak bir siyasi partiyi doğrudan “cennete gitmenin anahtarı” olarak sunmak yeni bir düzey. Laik bir ülkede, devlet işlerinin dini referanslarla yürütülmesi ne kadar sakıncalıysa, siyasetçilerin dini kullanarak oy toplamaya çalışması da o kadar sakıncalıdır.
Bu tür söylemler, toplumun dini inançlarını manipüle ederek bir siyasi partiyi kutsal bir yere oturtma çabası olarak algılanabilir. Ancak Türkiye, farklı inanç ve düşüncelere sahip insanların yaşadığı, dinin bireysel bir tercih olduğu bir ülkedir. Dolayısıyla bir partinin kendini dinin vazgeçilmez bir unsuru gibi göstermesi, diğer kesimlerde rahatsızlık yaratır ve toplumsal birliğe zarar verir. Bayraktar’ın bu açıklaması, dinin birleştirici gücünü siyasete kurban etmenin açık bir örneğidir.
Alternatifsiz Bir İktidar: Sağlıklı mı?
Bayraktar’ın diğer ifadeleri de en az dini referansı kadar düşündürücü. “AK Parti olmasaydı ekmek bulamazdınız, vatanımız olmazdı” demesi, adeta AK Parti’yi ülkenin varlığının tek teminatı olarak sunmak anlamına geliyor. Elbette her parti kendi başarılarını öne çıkarmak ister; bu siyasetin doğasında var. Ancak bir iktidar partisi, kendisini ülkenin bekasıyla özdeşleştirip, alternatifsiz bir kurtarıcı rolüne büründüğünde, demokrasi açısından endişe verici bir tablo ortaya çıkar.
Demokrasiler, iktidarın değişebilir olmasına dayanır. Hiçbir parti, ülkenin tek sahibi, halkın tek kurtarıcısı olarak kendini sunamaz, sunmamalıdır. Böyle bir bakış açısı, vatandaşlara “Bu partiden başka seçenek yok” mesajını iletir ve halkın seçim yapma özgürlüğünü kısıtlar. Bu tür bir söylem, vatandaşın devlete ve demokratik sisteme olan güvenini zedeler.
Ekonomik Refah Sadece İktidarın mı Eseri?
Bayraktar’ın ifadelerinin ekonomi boyutuna da değinmek gerek. “Ekmek bulamazdınız” söylemi, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamayı neredeyse bir lütuf gibi sunuyor. Ekonomik refah ve kalkınma elbette önemlidir ve her iktidar bu konuda bir başarı hedefler. Ancak ekonomiyi tek bir partiye veya iktidara bağlamak, diğer aktörlerin ve dinamiklerin rolünü görmezden gelmek anlamına gelir. Ekonomi sadece bir partinin başarısı ya da başarısızlığıyla açıklanamaz; ulusal ve uluslararası birçok faktör, ekonomik kalkınmada belirleyici olur.
Siyasetçilerin ekonomiyi bir koz olarak kullanması, toplumda ekonomik başarıyı tek bir partiye bağımlıymış gibi gösterme riski taşır. Bu da toplumda, iktidar değişikliğinde “ekonomik çöküş yaşanır” korkusunun yayılmasına sebep olur. Ancak gerçek bir demokraside her siyasi parti, toplumun refahı için çalışmakla yükümlüdür ve iktidarlar değişse bile bu hedef devam etmelidir.
Toplumun Birliği ve Siyasetin Sorumluluğu
Lütfü Bayraktar’ın bu sözleri, bir siyasetçinin topluma karşı sorumluluğunu ne kadar yerine getirdiği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Siyasetçilerin görevi, toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir. Farklı inanç ve düşüncelere saygı göstermek, her bireyin siyasi temsilcilerden beklediği bir davranıştır. Ancak bu tür söylemler, toplumu kutuplaştırmakta ve farklı kesimler arasında uçurumlar yaratmaktadır.
Toplum, siyasetçilerin her türlü görüşe, inanca ve kimliğe saygı gösterdiği ve hiçbir bireyin siyasi kimliğine göre ayrımcılığa uğramadığı bir ortamda gelişir. Siyasi liderlerin kullandığı dil, topluma örnek teşkil eder ve birleştirici olmalıdır. Bayraktar’ın bu sözleri, dini ve milli değerleri aşırı bir şekilde kullanarak toplumsal birliği zedeleme riski taşımaktadır.
Siyasetçinin görevi, iktidara bağlı bir kurtuluş vaadi sunmak değil, tüm toplum için adil, saygılı ve kapsayıcı bir politika geliştirmektir. Lütfü Bayraktar’ın açıklamaları, dini ve milli değerlerin siyasetteki rolünü yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Demokrasi; farklı görüşlerin, partilerin ve alternatiflerin yarıştığı, bireylerin kendi iradeleriyle seçimini yapabildiği bir sistemdir. Bu nedenle, hiçbir siyasi parti kendisini alternatifsiz bir kurtarıcı olarak sunmamalı; aksine, bu çeşitliliğe saygı duyarak topluma hizmet etmelidir.
DERDİNİZ SAKARYA OLMASI DİLEĞİYLE..
Metin NİŞANCIK