Sakarya siyasetinin hafızası sanıldığı kadar kısa değil.
İsimler unutuluyor belki ama dönemler unutulmuyor. Kimlerin güçlü olduğu, kimlerin masada oturduğu, kimlerin süreçleri yönettiği bu şehirde hâlâ hatırlanıyor.
Bugün yeniden konuşan isimlerden biri Ayhan Sefer Üstün.
Uzun süren sessizliğin ardından yeniden Şeker Fabrikası tartışmalarına giriyor, geçmişe dair mesajlar veriyor, bazı çevreleri işaret ediyor, kendisini savunuyor. Fakat bütün bu açıklamaların arasında cevapsız kalan çok temel bir soru var:
Neden şimdi?
Çünkü Sakarya halkı şunu biliyor:
Ayhan Sefer Üstün bu süreçlerin yaşandığı dönemde sıradan bir siyasetçi değildi. Güç sahibiydi. Etki sahibiydi. Ankara’da karşılığı vardı. Sakarya’da sözü geçen birkaç isimden biriydi. Bürokrasiye yakın, karar mekanizmalarına etkili bir siyasi figürdü.
Yani bugün eleştirilen süreçler yaşanırken kenarda duran biri değildi.
Tam da bu yüzden bugün yapılan açıklamalar kamuoyunda tam karşılık bulmuyor. Çünkü insanlar doğal olarak şunu soruyor:
“Madem bugün anlattığın kadar büyük yanlışlar vardı, o gün neden bu kadar net konuşmadın?”
Şimdi çıkıp “kumpas vardı”, “yanlış yapıldı”, “fabrika başka ellere geçti”, “şehir kaybetti” demek kolay. Ama o günlerde elinde siyasi güç varken neden aynı sertlikte konuşulmadı?
Asıl mesele burada başlıyor.
Siyaset sadece olaylar bittikten sonra yorum yapmak değildir.
Siyaset, olay yaşanırken sorumluluk almaktır.
Bugün geriye dönüp herkes haklı olabilir.
Bugün herkes “ben uyarmıştım” diyebilir.
Ama toplum artık geçmişe dönük kahramanlık hikâyelerine eskisi kadar inanmıyor.
Çünkü insanlar sonuçlara bakıyor.
Ortada ne var?
Bir zamanlar Sakarya’nın ortak değeri olan bir Şeker Fabrikası varmış.
Çiftçinin alın teriyle büyümüş.
Bu şehrin üretim hafızasını temsil etmiş.
Sonra süreç değişmiş. Yönetimler değişmiş. Tartışmalar başlamış. Güven kaybolmuş. Fabrika şehirle olan bağını yavaş yavaş yitirmiş.
Ve bütün bu süreç boyunca siyaset güçlüydü.
İktidar güçlüydü.
Ankara güçlüydü.
Ayhan Sefer Üstün de o gücün önemli aktörlerinden biriydi.
İşte tam burada şu soru büyüyor:
Eğer bugün anlatıldığı gibi büyük yanlışlar yapıldıysa, neden o dönemde kamuoyu açık şekilde bilgilendirilmedi?
Neden net bir siyasi tavır görülmedi?
Neden şehir adına yüksek sesli bir mücadele verilmedi?
Sakarya halkı artık sadece açıklama değil, zamanlama sorguluyor.
Çünkü Türkiye’de siyasetin en eski reflekslerinden biri şudur:
Güç elindeyken sessiz kalmak, güç kaybedince konuşmak.
Oysa gerçek siyasi cesaret, makamdayken risk alabilmektir.
Koltuğun varken itiraz edebilmektir.
Etraf sessizken konuşabilmektir.
Bugün geçmişi eleştirmek kolaydır.
Bugün sorumluluğu başkalarına yüklemek kolaydır.
Bugün “biz de mağdur olduk” demek kolaydır.
Ama Sakarya şunu merak ediyor:
O günlerde gerçekten kim mücadele etti?
Kim sustu?
Kim izledi?
Kim sürecin parçası oldu?
Ve belki de en önemlisi:
Bugün konuşanlar neden o gün bu kadar güçlü konuşamadı?
Ayhan Sefer Üstün’ün yeniden ortaya çıkıp açıklama yapması elbette demokratik hakkıdır. Kimse konuşmasına itiraz etmez. Hatta konuşmalıdır da. Çünkü bu şehir geçmişiyle yüzleşmeden önüne gidemez.
Ama eksik olan şey samimiyet duygusu.
Çünkü kamuoyu bazen söylenen sözden çok, o sözün hangi zamanda söylendiğine bakar.
Eğer bir siyasetçi en güçlü olduğu dönemde sessiz kalmışsa, yıllar sonra yaptığı çıkışlar doğal olarak sorgulanır.
Bugün Sakarya’da insanlar artık şuna ikna olmak istiyor:
Bu açıklamalar gerçekten şehir adına mı yapılıyor?
Yoksa kaybedilmiş siyasi etkinin ardından geçmiş yeniden mi yazılıyor?
Şeker Fabrikası meselesi yalnızca ekonomik bir tartışma değildir. Bu mesele aynı zamanda Sakarya siyasetinin samimiyet testidir.
Ve o testte hâlâ cevabı verilmemiş çok ağır bir soru duruyor:
Ayhan Sefer Üstün…
Madem bugün bu kadar konuşacak şey vardı, güç elindeyken neden sustun?