Bugün takvimler bir acıyı daha hatırlatıyor. Türk siyasetinin en dik duruşlarından birini temsil eden Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinin 17. yılı…
Aradan geçen yıllar, ne acıyı azalttı ne de özlemi eksiltti. Çünkü bazı insanlar vardır; sadece yaşadıkları döneme değil, bir millete istikamet çizerler. Muhsin Yazıcıoğlu da işte o isimlerden biriydi. Siyaseti menfaat kapısı değil, bir dava ahlakı olarak gören; sözünü sakınmadan, eğilip bükülmeden konuşan bir liderdi.
“Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz” diyerek aslında bir hayat felsefesi bıraktı bizlere. O söz, bugün hâlâ milyonların kulağında bir nasihat, bir duruş, bir istikamet olarak yankılanıyor. Onun o buz tutmuş elleri, bugün gençliğin yüreğinde sönmeyen bir ateşe dönüşmüş durumda.
Bizler, bulunduğumuz her makamda, taşıdığımız her sorumlulukta bu izleri takip etmekle mükellefiz. Siyasetin kirlenmiş diline inat, temiz kalmanın mümkün olduğunu o gösterdi. Zor zamanlarda bile geri adım atmayan bir iradenin, bir milletin hafızasında nasıl ölümsüzleştiğinin en açık örneğidir.
Serdivan’da, bu davanın bir neferi olarak şunu açıkça ifade etmek gerekir: Biz o yolu unutmadık, unutmayacağız. Çünkü bu sadece bir hatıra değil, aynı zamanda bir emanettir.
Makamın Uçmağ, ruhun şad olsun Alperenlerin Başkanı…
Gül kokulu bir şehadet, dosdoğru bir ömür…
Selam olsun sana!